Sizden Gelenler

Sitemizin Tartışma bölümünde yer alan yazılar, İşçi Cephesi’nin görüşlerini yansıtmayabilir. Bu yazıların önemi, güncel ya da tarihsel, politik ya da teorik bir dizi konuya getirdikleri farklı bakış açılarıdır. Siz de, Tartışma sayfalarımıza katkı sağlayabilirsiniz… Bunun için İletişim sekmesinden, göndereceğiniz metne ilişkin bir bilgilendirme yapmanız yeterli. Yazılarınızı bekliyoruz…

Devlet eliyle dindar nesiller yetiştirmek!

Resmi ideolojinin sağlamlaştırılması ve toplumsal muhalefetin denetim altına alınması için dinden alabildiğine yararlanma ve buna paralel olarak devlet kademelerinde, toplumsal yaşantıda yukarıdan aşağıya denetimli bir İslami politika uygulamaları, devlet eliyle dindar nesiller yetiştirme anlayışı yeni bir şey değil. Bu politikalar milli şef İsmet İnönü döneminde köylerde cenaze namazı kıldıracak imamların bulunmadığından yola çıkılarak imam hatip liseleri ve yüksek İslam enstitüleri kurulmasıyla başladı. “Soğuk Savaş” dönemi devletle dini iyice yakınlaştırdı. İç ve dış komünizm tehlikesine karşı bol keseden din sömürüsü yapılarak komünizmle mücadele derneklerinin dindarlarla dolması sağlandı. Kanlı Pazar ve Sivas’ta olduğu gibi devlet resmi güçlerini bir kenarda tutup kalabalıkları solun ve Alevilerin üstüne saldırttı. Dincilik değil ama dindarlık resmi milli kimliğin tamamlayıcı unsuru oldu. Bu devletçi milliyetçi-muhafazakârlık yorumu 70’lerin ikinci yarısında Aydınlar Ocağı milliyetçi-muhafazakâr Türk ve İslam bileşimini Türk-İslam batı sentezi yaklaşımıyla resmi ideolojinin batıcılığına ve Kemalizm’e bağlamaya çalıştı. İslamcı akım 1970’lerin sonuna dek milliyetçi-muhafazakâr çizgiye güç sağladı. Bu dönemin İslamcılığı anti-komünist seferberliğin hizmetinde etnik-dinsel toplulukları yücelten şoven ve ırkçı damarı güçlü bir akım oldu.

Devamını oku...
 

Bir Devrimi Tanıyabilmek

1989-91 döneminde “Soğuk Savaş” namıyla da maruf bloklar sisteminin yıkılmasına neden olan Doğu Avrupa’daki kitlesel halk hareketlerinden bu yana sosyalistler pek alışık olmadıkları bir durumla yüz yüzeler. Durum, bir yönüyle esas olarak SSCB’nin, bir dış güç eliyle değil de, ülkeye 1920’li yıllardan başlayarak hâkim olan Stalinci bürokrasinin “iç dönüşümü” yoluyla çözülüp tasfiye edilmesinin ardından ortaya çıktı. Yeni dönemin en tipik özelliği, ideolojik olarak “küreselleşme” adıyla anılan ve mali sermayenin ileri derecede uluslararasılaştığı bir dönemde, ulusal kurtuluş hareketlerinin, bağımsızlık savaşlarının veya yıllanmış diktatörlüklere karşı demokratik hak ve özgürlük mücadelelerinin “uluslararası toplumla”, yani emperyalizm ve özellikle de ABD ile gönüllü veya mecburi, epeyce samimi ilişkiler içinde olması. Böyle bir dünyada, öyle doğrudan “Amerikan uşağı” olmasalar bile kitlelerin ve önderliklerinin, savaştıkları gücün baskı ve direnci oranında “gözü dışarıda” olması, “dış dünyadan” medet umması adeta kaçınılmaz bir durum.

Devamını oku...

Faşizmin Sarmalı Türkçülük İslamcılık

Faşizm ırk, kan, lider gibi değerlerle tanımlanmış bir cemaat mensubu olmayı gerektiren aidiyet hissinin şiddetli bir dirilişidir. Buradaki sorun faşist ruh halinin neden toplumun alt orta sınıflarının bir kesiminde şiddetli bir biçimde doğması, bu kesimleri faşist hareketin saflarına çeken nedenlerin ne olduğudur.

Devamını oku...

Türk geçmişiyle yüzleşebilecek mi?

Uzun süredir devlet katında adeta ‘’sürekli kriz’’ yaşandığından ve son on yılda bu krizin ideolojik içeriği laik/şeriatçı odaklar arasındaki iktidar mücadelesi şeklinde görüldüğü için, içinde yaşanılan krizin nasıl bir boyut ve derinlik kazandığı görülmemiş olunabilir. Özellikle şu son aylar içinde ülke gündeminin başköşesine oturan gelişmeler tarafları, nasıl tarif edilirse edilsin yönetim, egemenlik aygıtları düzeyinde cereyan eden iktidar mücadelesi düzeyini aşmış, Türkiye toplumunun zaten var olan fay hatlarını tetikleyen bir deprem dalgasına dönüşmüştür. Resmi kabullerle, tabularla, ön kabullerle örülmüş egemen ideoloji dünyası toptan ve çok yönlü darbelerle çökecekmişçesine sarsılır hale gelmiştir. Bu yıkım ve çöküş hali şüphesiz en açık ve çarpıcı yönleriyle resmi ideoloji cephesinde ve onun kurumlarında yaşanıyor.

Devamını oku...

Bir hurafe: Liberal kapitalizm eşittir demokrasi

"Liberal kapitalizm eşittir demokrasi” hurafesi, kriz gerçeği karşısında bir kez daha alenen iflas ediyor. Bugün İtalya ve Yunanistan’da yaşananlar, kapitalizmin krizinin sadece ekonomik değil, aynı zamanda ve kaçınılmaz olarak toplumsal ve siyasi bir kriz olduğunu da kanıtlıyor. İflas eden, küreselleşme ideolojisinin yaydığı neoliberal hayallerin yanı sıra burjuva demokrasisinin kendisidir.

Devamını oku...

Dolmabahçe mutabakatından bugüne hangi 'vesayetin' sonu

Yüksek Askeri Şura'nın oturma düzenindeki değişiklik, başbakanı tek başına otururken gösteren fotoğraflar kamuoyuna “bir demokrasi tablosu” olarak sunuldu. Burjuva Basınının neredeyse bütün kalemleri Başbakan'ın toplantıya tek başına başkanlık etmesini “askeri vesayet rejiminin sonu olarak tanımladı. Bütün liberal ve AKP yandaşı teorisyenler Oturma düzenindeki bu değişimin “demokrasinin zaferi’’olduğu ilan ettiler.

Devamını oku...

Referanduma doğru

Liberalizmi öldüren sınıf mücadelesidir! Bu nedenle liberal, sınıf mücadelesi ve devrim fikrinden nefret eder. Bütün bu olguları zihinlerden silebilmek ise ancak "sınıf ve sınıf karşıtlığı" gerçeğinin yok sayılmasıyla mümkündür. Her zaman olduğu gibi bugün de yapılmak istenen budur.

Devamını oku...

Türkiye: Transeksüellere Yönelik Şiddeti Durdurun

[Pembe Hayat, IGLHRC, ILGA-Europe ve HRW'den Ortak Basın Duyurusu, 22 Şubat 2010]

Türkiyeli ve uluslararası insan hakları örgütleri, Türkiye’deki hükümet yetkililerine gönderilen mektupta, Türkiye’de son iki hafta içerisinde iki transeksüel kadının öldürülmesinin, devam eden şiddet olaylarına karşı hükümetin yetersiz kaldığını ortaya çıkarmakta olduğunu belirttiler.

Devamını oku...

Hep beraber Siyonizme hayır, antisemitizme hayır diyebilecek miyiz? *

Yıllar önce “Getto” adlı oyunu kaleme alan İsrailli yazar Sobol ile yazışma sürecim aklıma geldi. Bir Filistinli olarak ‘ben muhalif bir Yahudiyim’ diyen bir İsrailli ile nasıl bir tartışma zemini yaratabilirim diye bir hafta süren tedirginliğimi anımsadım… Ve en sonunda elim kalemi aldığında: “Hep beraber Siyonizme hayır, antisemitizme hayır diyebilecek miyiz?” cümlesi çıkıverdi.

Devamını oku...

Gey Onuru mu, Piyasa mı?

Sydney Mardi Gras Gey Onur Haftası etkinliklerinin Avustralya ekonomisine katkısının 40 milyon dolar olduğu düşünülürse, pembe pazar alanının sermayedarlar ve devletler açısından ne kadar cazip, gey onurunun da ne kadar ‘fonksiyonel’ olduğu kavranılabilir.

Devamını oku...

1 Mayıs ve parti inşası

Sendika bürokratları ile rejim arasındaki ve içindeki manevraların sonucunda, ya da daha doğrusu bunların sayesinde, 1 Mayıs günü İstanbul’da Kadıköy-Taksim mitingleri yarılması yaşandı. Bu yarılmanın niteliği ve nedenleri İşçi Cephesi’nin 5. sayısında yeterince işlendi, ben ise bu konunun kendini Troçkist olarak adlandıran kesimde yol açtığı polemiğe değinmekle yetineceğim.

Devamını oku...

Çığlıklara kulak tıkayan “kahraman sendikacılar!”

Tarihin hangi döneminde evlatlarını arkada bırakanlar “kahraman” adını almıştır! Ve hangi zafer şarkısı geride kalanların çığlığına yoldaş olmuştur! Bu yakıştırma 1 Mayıs 2009’da yaşandı…

Devamını oku...

Türkiye’nin Son 500 Günü: Sorular-Cevaplar

AKP’nin kapatılması davası, Ergenekon davası, Silahlı Kuvvetlerin Kuzey Irak’ta sürdürdüğü operasyonlar derken 28 Temmuz günü Güngören’de patlatılan bombalar, ülkedeki politik keşmekeşin derinleşmekte, ya da derinleştirilmeye çalışılmakta olduğunun işaretini verdi. İşçi sınıfının örgütlü bir güç olarak doğrudan taraf olmadığı böylesi bir kaotik ortam taktik yanlışlar yapmaya, hatta stratejik hatalara düşmeye son derece elverişli olduğundan, bazı belirlemelerin tekrardan altını çizmekte yarar var.

Devamını oku...

68 kuşağı ve “İşçi Mücadelesi”

İşçi Mücadelesi dergisi Mayıs 2008 sayısında “Türkiye’nin Che Gueveraları” olarak sunduğu “Deniz Gezmiş ve Arkadaşları” başlıklı yazısında Türkiye’de 1968 kuşağı ve o dönemde yapılmış silahlı hareketler üzerine, yalnızca kafası dumanlı, amatör radikal bir sol aydının yapabileceği değerlendirmelerde bulunmakta; Türkiye’deki sosyalizm mücadelesi ve sol harekete damgasını vurmuş eylemler üzerine birbiriyle çelişkili, son derece kolaycı ve yanlış tespitler yapmakta.

Devamını oku...

Örgütsüzlüğün ölçüsü, 1 Mayıs

“500 bin kişi geleceğiz,” diyordu, basına ve işçilere yaptığı açıklamalarda, DİSK, KESK ve Türk-İş’in oluşturduğu 1 Mayıs Tertip Komitesi. Fakat 1 Mayıs sabahı değil Taksim’e gitmek bulundukları binadan bile çıkamadılar.

Devamını oku...

Demokratik devrimin görevleri ve din ve vicdan özgürlüğü

Osmanlı İmparatorluğu’nda 1905 Jön Türk devrimiyle başlayıp, 1923’te Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşuyla birlikte politik zafere ulaştığını söyleyebileceğimiz Türk burjuva devrimi, gerek emperyalist çağda gecikmiş bir tarihsel olgu olarak ortaya çıkmış, gerekse bir halk devrimi yerine Bonapartist (İttihatçı ya da Kemalist de diyebilirsiniz) darbeler ve savaşlar biçiminde gerçekleştirilmiş olmasından ötürü, 18. ya da 19. yüzyıllarda özellikle Batı Avrupa’da yaşanan demokratik devrimlerin çözmeyi başardığı pek çok kapitalizm öncesi toplumsal ve politik sorunu çözümsüz bıraktı.

Devamını oku...

Vatan, Millet, Sermaye: 1 Mayıs’ta işsizlik

2000 Kasım ve 2001 Şubat ekonomik krizini hatırlıyor musunuz? Hani günün her saati trafik yoğunluğundan şikâyet ettiğimiz Boğaz köprülerinden neredeyse araç geçmediği günleri.

Devamını oku...
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 2