Çalışma hayatında hangi haklara sahip olduğumuzu, çalıştırıldığımız sözleşme tipine bakarak anlayabiliriz. Bu sözleşmeler bazen belirli bir süre öngörülerek yapılır, çoğu zamansa süresiz şekilde kurulur.
Çalışma hayatında hangi haklara sahip olduğumuzu, çalıştırıldığımız sözleşme tipine bakarak anlayabiliriz. Bu sözleşmeler bazen belirli bir süre öngörülerek yapılır, çoğu zamansa süresiz şekilde kurulur.
1. Sınıf bilinci kavramını, belirli bir programatik çerçeveyle tanımlanmış bir bilinç düzeyi olarak değil, proletaryanın, kendini ayrı bir toplumsal sınıf olarak kavramaya başlamasından, iktidarın devrimci fethi ve sosyalizmin dünya ölçeğinde kurulması düşüncesine kadar farklı düzeyleri kapsayan bir çerçeve olarak tanımlamak gerekir. Dolayısıyla, sınıf bilinci, zaman ve mekan içinde tariflenmek zorunda olan bir kavramdır.
Bir ülkede, bir kıtada ya da dünyada veya bir sanayi sektöründe, bir fabrikada hatta bir okulda ya da fakültede izleyeceğimiz politikaları formüle edebilmek için önce içinde bulunulan sınıf mücadelesi aşamasının dikkatli bir tanımını yapmamız gerekir.
Bizzat Marx'ın geliştirdiği biçimiyle Marksizm'de, altyapı (sınıflar) ve üstyapı (ideolojiler ve kurumlar) öğeleri söz konusudur. Kitleler altyapıda, parti ise üstyapıda yer alır. İşçi sınıfı, kitleler ve bir bütün olarak toplum, nesnel ve öznel olmak üzere iki tür üstyapıya sahiptir. Nesnel üstyapı kurumlardan oluşur; öznel olanlar ise ideolojiler ve bilinçtir. Sendikalar, işçi gazeteleri, partiler, Sovyetler ve ulusal yayınlar sınıfın ya da kitle hareketinin nesnel kurumsal üstyapılarıdır. Komünist ve sosyalist partiler de böyledir. Sendikalist ve reformist bilinçler işçi sınıfının öznel, ideolojik üstyapı öğelerini oluştururlar. Bunlar, burjuva ideolojileri olmaları bakımından, işçilerin "yanlış bilincidirler". Troçkist ideoloji işçi sınıfının "gerçek bilinci"dir ve ideolojik ya da öznel üstyapının bir parçasını oluşturur. Troçkist parti, bu ideolojinin nesnel biçimidir ve bu nedenle de işçi sınıfının kurumsal üstyapısının bir parçasını oluşturur.
Emperyalizmin ve tekellerin olduğu kadar bürokrasinin de en derin eğilimlerinden dolayı, demokratik sloganlar ve görevler daha ve daha fazla önem kazanmaktadır. Bu üçü de totaliter devletlere doğru sürekli bir eğilime sahiptir. Kitle hareketinin sürekli yükselen çizgisini dizginlemenin tek yolu budur. Kapitalist ülkelerde tekellerin devlet üzerindeki etkisi [...] totalitarizme yol açmaktadır. İşte bu sebepten tüm halkı ilgilendiren büyük demokratik sloganlar ve görevler, gün be gün çok daha güncel hale gelmektedir. [...]
Şovenizm, herhangi bir şeye olan aşırı, nedenli veya nedensiz oluşan bağlılıktır. Özellikle de başka uluslara karşı hoşgörüsüzlük ve saldırganlık, aşırı ve bağnaz milliyetçilik anlamında kullanılan bir terimdir. Sıklıkla karşı gruba olan nefret ve kötü niyet duygularını da beraberinde getirir.
Marksizm, propaganda ile ajitasyon arasındaki ilişkiyi ve ayrımı yüzyılın başından beri net bir şekilde tanımlamıştır. Propaganda, pek çok fikrin birkaç insana açıklanmasıdır ve diğer yanda ajitasyon ise birkaç fikrin pek çok insana açıklanmasıdır.
Modern anlamda bir felsefe ve hareket olarak feminizmin kökenlerini, 18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi’nde bulmak mümkündür.
Genel grev; bir şehirde, bir bölgede ya da ülke genelinde kritik sayıdaki emekçinin katılımı ile gerçekleşen grevdir. Genel grev politik, ekonomik ya da hem politik hem de ekonomik sebepler ile gerçekleşebilir. ‘
Fransız Devrimi'yle yaygınlaşan “insanların kardeşliği” fikri, 19. yüzyılda Marx ve Engels tarafından sınıfsal bir temele oturtulmuş ve o dönemden itibaren; ‘proleter enternasyonalizm anlayışı’ Marksizm'in temel taşlarından biri olagelmiştir.
Engels partiyi “sınıfların ve bu sınıfların çeşitli kesimlerimin aşağı yukarı yeterli ifadeleri” olarak tanımlıyordu. Bu bağlamda Leninist Parti’yi de, işçi sınıfının devrimci programa sahip olan partisi olarak tanımlayabiliriz.
Ulus kavramı, feodal siyasi yapıların yıkılması ve kapitalist sistemin hâkim olmaya başlamasıyla ortaya çıkan ve dünya kapitalist sisteminin organizasyonunda önemli bir yere sahip olan ulus-devlet yaklaşımıyla anlam kazanan bir kavram.
Artı-değer, ekonomi-politik biliminin, David Ricardo tarafından tanıtılmış ve son şekli Karl Marks tarafından verilmiş bir terimidir. Kapitalist zenginliğin birikimini açıklamak için ortaya atılmıştır. Açmak gerekirse, birikimin gerçekleşmesi için bir şeyin sürekli olarak alınırken tekabül ettiği değerin fazlasına satılması gerekiyorsa bu alma ve satma işlerinin arasında ona bir değer eklenmesi zorunludur. Bu eklenen değere artı-değer denmiştir.
İşçiler bugün de olduğu gibi yüzyıllardan beri; 8 saatlik işgünü, grev, sendika gibi en temel hakları için mücadele etmişlerdir. Bu mücadelelerin etrafında örgütlenip, kendi deneyimleri sayesinde, patronlar sınıfının en ufak çıkarının bile kendi zararına olduklarını anlamışlardır.
Sürekli Devrim Teorisini üç temel madde altında özetlemek mümkündür:
Komünizmi Engels, “proletaryanın kurtuluş koşullarının öğretisi” olarak tanımlamaktadır.