Öne Çıkanlar

28 Şubat dindarlara karşı mı yapıldı?

28 Şubat dindarlara karşı mı yapıldı?

Genelde İslam dini, özelde ise Sünni Müslümanlık, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitle yaratma anlamında daima Türkiye Cumhuriyeti’nin çimentosu olarak kullanılmıştır. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde İslam dini, özellikle de Sünni Müslümanlık yok edilmek ya da zayıflatılmak istenen bir sosyo-kültürel unsur olmamıştır. Tam tersine din ve dindarlık kitleleri kontrol etmenin, siyasi-sosyal biat kültürünü gerçekleştirmenin güçlü bir aracı olarak görülmüş ve kullanılmıştır. Kemalist kurucu kadroların politik pratiği de bunu göstermektedir.

Devamını oku...
 

MİT krizi ve bir kez daha demokratikleşme üzerine

Yargı, MİT, Emniyet arasında başlayan ve sonrasında hükümeti de içerisine çeken kriz uzunca bir süredir gündemdeki varlığını korumakta. Her ne kadar, “MİT'i kurtarma yasası” ile müsteşarların ifade vermeleri engellenerek sorun çözülmüş görünse de, tartışmanın kaynağının MİT'in baş müsteşarı ve yardımcılarının şüpheli sıfatı ile sorgulanmasından ibaret olmadığı açık. Farklı çıkar odaklarının yeni anayasa, Kürt sorununun çözümü ve de başkanlık sistemlerine dair husumetlerinin var olduğu görülmekte. Esas tartışmanın bu üç temelde olduğunu görecek olursak, yeni çatışmaların önümüzdeki dönemde de karşımıza çıkabileceğini söyleyebiliriz.

Devamını oku...

Hrant Dink davası kararı: Cinayeti devlet üstlendi!

Hrant Dink davası kararı: Cinayeti devlet üstlendi!Hrant Dink davası sonuçlandı. Mahkeme, Yasin Hayal’e “tasarlayarak öldürmeye azmettirmek” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verdi. Erhan Tuncel’e, Dink cinayetinden değil, Yasin Hayal’in Trabzon’da McDonald’s’a koyduğu bombayı imal etmekten 10 yıl 6 ay hapis cezası verdi; sonra hapis cezasını ve tutuklu kaldığı süreyi göz önüne alarak sanığın tahliyesine hükmetti. Tuncel cezaevinden salıverildi.
Devamını oku...

AKP'nin depremle imtihanı ya da araba farına yakalanan tavşan

AKP'nin depremle imtihanı ya da araba farına yakalanan tavşan

23 Ekim’de Van’da yaşanan depremin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Ancak Van halkı hâlâ her türlü yoksunlukla, sefaletle başetmeye çalışıyor. İlk ayın sonlarına doğru, Van il merkezinden ve/veya bağlı yerleşim yerlerinden göç edenlerin sayısının 400 bin’i aştığı tahmin ediliyor. Van şehir merkezinin toplam nüfusunun bu sayıdan daha az olduğu düşünüldüğünde oluşan göçün nasıl önemli bir seviyeye ulaştığı görülebilir. Bölgeden aktarılanlar ve bizzat kendi gözlemlerimiz Van’ın adeta hayali kente dönüştüğü yönünde.

Devamını oku...

ETA artık “Silahsız Reformist”

ETA artık “Silahsız Reformist”

ETA (Euskadi ta Askatasuna – Bask Ülkesi ve Özgürlük) Mart 2006’da onuncu “sürekli ateşkesini” ilan ettiğinde, Avrupa kıtasının bu belki de sonuncu silahlı örgütünün “silahlı reformizmden” silahsız olanına geçmeye hazırlandığını belirtmiştik (“Bask Ülkesinde Hangi Sonun Başlangıcı?”; bak.: http://bianet.org/bianet/bianet/77135-bask-ulkesinde-hangi-sonun-baslangici). Bu bir kehanet değil, olguları ve olayları izleyen her aklı başında devrimci Marksistin görebileceği bir gelişmeydi. Nitekim örgüt bu yıl 20 Ekim’de yayımladığı bir deklarasyonla “silahlı faaliyetine nihai olarak son verdiğini” duyurdu. ETA’nın bu noktaya nasıl geldiğini yukarıda andığımız makalede anlattığımızdan burada tekrar ele almayacağız. Sadece Mart 2006 ateşkesi sonrasında ETA ile hükümet arasında gerçekleştirilen görüşmelerin ETA açısından bir sonuç vermediğini; çatışmasızlık halinin 30 Aralık’ta örgütün Barajas (Madrid) havalimanı otoparkına bomba koymasıyla (iki göçmen işçinin ölümüyle sonuçlanmıştı) bozulduğunu ve bunu Sosyalist hükümetin başlattığı şiddetli bir baskı, takip ve tutuklama kampanyasının izlediğini belirtmekle yetinelim. Aradan geçen beş yıl içinde ETA ardı ardına darbeler aldı ve her seferinde yenilediği önderliğini İspanyol ve Fransız hükümetlerine kaptırmaktan kurtulamadı.

Devamını oku...

Bir patron hayali, bir işçi gerçeği

TUİK tarafından yayınlanan, 1923-2009 yıllarını kapsayan “İstatistiksel Göstergeler” raporu ülkemizde sosyal ve ekonomik yapıda meydana gelen değişimi rakamlarla açığa çıkarıyor. Nüfustan işsizliğe, ekonomik büyümeden borçlanmaya kadar çeşitli konularda çıkan veriler, Türkiye'deki toplumsal yapıyı, sınıflar mücadelesini, güncel durumu analiz etme açısından önemli bilgiler içeriyor.

Devamını oku...

Mihri Belli ve “Yiğidin Kalesine Sığınmak”

Mihri Belli ve “Yiğidin Kalesine Sığınmak”

Sosyalist hareketin önemli liderlerinden biri olan Mihri Belli, 16 Ağustos 2011’de solunum yetersizliği nedeniyle hayata veda etti. Teorisi ve eylemiyle devrimci kuşaklara yön veren kadrolardan biridir Belli. “Yiğidin kalesine sığınmak” deyimi onun mücadele anlayışının da kısa bir özetidir. Eşi Sevim Belli, anılarını yazdığı kitabında (Boşuna mı Çiğnedik, Sevim Belli, Belge Yayınları), Mihri Belli’nin bu cümleyi yoldaşlarına sorguda moral vermek ve sessiz kalmalarını sağlamak için kullandığını söyler. Belli’nin hayatı böylesine direngen, kararlı ve aynı zamanda diğer militanlar için moral vericidir. Bu nedenle de cenazesi çok sayıda farklı siyasi çevreyi de bir araya getirmiştir.

Devamını oku...

“Hasta Adam” Avrupa

“Hasta Adam” Avrupa

19. yüzyılda Avrupa’nın “hasta adamı” Osmanlı İmparatorluğu idi. Batıda hızla gelişen kapitalizm karşısında onunla rekabet ederek ayakta kalabilecek bir üretim kapasitesi ve çağdaş sanayi geliştiremeyen Saltanat, devasa askeri, bürokratik ve dinsel aygıtını besleyebilmek için sürekli iç ve dış bankerlere –tefeci demek daha doğru olur- borçlanmış, borçlarını ödeyemez hale gelince Avrupalı emperyalistlerin denetimindeki Düyun-u Umumiye’ye teslim olmuş ve sonuçta yıkılıp dağılmaya mahkûm edilmişti. Hasta adamın bu can çekişmesi ve topraklarını parça parça emperyalizme yitirmesi sırasında Yunan halkı da hak ettiği özgürlüğü ve bağımsızlığı kazanmaya başlamış, I. Dünya Savaşı sonrasında da bugüne değin uzanan devlet yapısına ulaşmıştı. Aradan 150 yıl geçti ve bugün Yunanistan Avrupa’nın “hasta adamı” durumunda, üstelik tüm “avro” kıtasını kendisiyle birlikte ekonomik felakete sürüklemekle tehdit ediyor.

Devamını oku...

2011 seçimleri ve yeni dönem

2011 seçimleri ve yeni dönem

2011 genel seçiminin işaret ettiği eğilimleri iyi anlayabilmek için, sonuçların bölge hatta mahalle ölçeğinde ayrıntılı bir incelemesini yapmalıyız. Ama bazı genel değerlendirmelerde bulunabilir ve bunların sınıf mücadelesinde yaratacağı etkiler üzerinde durabiliriz.

Devamını oku...

Seçimler ve kurucu meclis

Seçimler ve kurucu meclis

Haziran genel seçimlerine katılacak olan burjuva çoğunluk partilerinin hemen hepsi, bu arada BDP’nin önderliğinde kurulan Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun ileri sürdüğü bağımsız adaylar, yeni oluşacak Meclisin en önemli görevlerinden birinin –belki de öncelikli olanının- yeni bir Anayasa hazırlamak olduğunu söylüyorlar (Blok’u bu söylemden biraz ayıran, yüzde 10 barajının adaletsizliğine, dolayısıyla da seçilecek yeni parlamento bileşiminin temsil yetersizliğine vurgu yapıyor olması.) Bu durum, 12 Haziran’dan sonra toplanacak olan yeni yasama organına, Türkiye’yi Bonapartist diktatörlüğün egemenliğinden kurtarıp demokratik bir dönüşüme doğru ilerletecek yeni bir siyasal sistemin hazırlayıcısı bir “Kurucu Meclis” niteliği kazandıracak mı? Kemalist rejimin patronların bile serbest ekonomik ve toplumsal faaliyetini sınırlayan bürokratik milliyetçi sınırlamalarının artık kaçınılmaz olarak ilga edilmesi, ülkede devrimci bir demokrasinin kurulmasını olanaklı kılacak mı?

Devamını oku...

TÜSİAD'ın anayasa raporu üzerine

TÜSİAD'ın anayasa raporu üzerine

TÜSİAD 22 Mart günü, belki de bugüne değin bir hükümete önerilmiş en demokrat anayasa kavrayışlarından birini, “Yeni Anayasa-Yuvarlak Masa Toplantıları Dizisi: Yeni Anayasanın Beş Temel Boyutu” adlı bir rapor halinde sundu.

Devamını oku...

Arap demokratik devrimi yaygınlaşarak sürüyor

Arap demokratik devrimi yaygınlaşarak sürüyor

Arap halklarını yarım yüzyılı aşkın bir süredir çelikten cendere içinde ezen Bonapartist rejimler çökmeye başladı. Bu rejimlerin monarşi ya da cumhuriyet biçiminde örgütlenmiş olmaları, parlamentolarının bulunup bulunmaması veya çok partili seçimler düzenleyip düzenlememeleri temel karakterlerini değiştirmiyor.

Devamını oku...

"Ji bo biratîyê, Ji bo aşitîyê, Ji bo wekhevbunê Diyarbekir mala meye”

Başlıktaki sözler TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner’e ait. “Kardeşlik, barış ve eşitlik için Diyarbakır bizim evimizdir” anlamına geliyor. 17 Aralık 2010 günü Türk Girişim ve İş Dünyası Konfederasyonu'nun (TÜRKONFED) Diyarbakır Zirvesi'ne katılan Boyner konuşmasına bu sözlerle başlamıştı.

Devamını oku...

İttifaklar ve cepheler üzerine bazı sorular

İttifaklar ve cepheler üzerine bazı sorular

Referandum sürecinde yaşanan politik ittifaklar ve cepheler tartışmasının ardından, seçim sath-ı mailine girildikçe, bu konu yeniden önem kazanmış durumda. Bir yanda “üçünce cephe” tartışmalarının sürdüğü, diğer yandan BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'ın CHP-BDP-ÖDP-EMEP ittifakını gündeme getirdiği bir ortamda, Hakkı Yükselen'in ittifaklar ve cepheler sorununa dair yazısının, devrimci Marksist perspektifin köşe taşlarını parlak bir biçimde çizdiğini düşünüyoruz. İC Yayın Kurulu

Devamını oku...

Solda yenilgi ve yenilenme tartışmaları, ya sınıf mücadelesi?

Solda yenilgi ve yenilenme tartışmaları, ya sınıf mücadelesi?

Referandum sürecinde solun tutumu Evet, Hayır ve Boykot olmak üzere üçe bölünmüştü. Referandumun ardından ise bu üç eğilimin referandum değerlendirmelerinin, farklı sebeplerden yola çıkıp farklı sonuçlara ulaşmış olsa da kesiştikleri bir nokta mevcut: Referandumda sol yenilmiştir ve artık sosyalist kamp içerisindeki bazı yapıların sosyalistliklerinden bahsetmeye gerek kalmamıştır.

Devamını oku...

Referandum ve sonrası

Referandum ve sonrası

Tartışmalı bir referandum sürecini geride bıraktık, ama daha fazla tartışmaya gebe yeni bir süreçle karşı karşıyayız. Bu süreç elbette bir öncekinin tartışmalarını barındıracak, fakat bunları cevaplayıp aşabildiği oranda da işçi ve emekçi kesimler ve sosyalist sol için sağlam ve tutarlı bir politik programatik hat üzerinde ilerleyebilme olanağını verecek.

Devamını oku...

Baskı ve şiddet rejimi nasıl son bulur?

Baskı ve şiddet rejimi nasıl son bulur?

Gazetemizin bu sayfasında daha önce pek çok kez demokratik bir ülkede yaşamadığımızı söyleyip; ayrıcalıklı bürokratları, Danıştay’ı, Sayıştay’ı, YÖK’ü, Cumhurbaşkanı, anayasası, askeri ve polisi ile bir baskı rejiminde yaşadığımızı belirttik.

Devamını oku...
  • «
  •  Başlangıç 
  •  Önceki 
  •  1 
  •  2 
  •  3 
  •  Sonraki 
  •  Son 
  • »
Sayfa 1 / 3