Tutuklama terörü sürerken...

Yeni bir yıla Uludere’de “terörist” sanılarak insansız hava uçak­larıyla 35 insanın katledilmesi ha­beriyle girdik. Orada öldürülenlerin çoğunun yaşları 14–18 arası değişen, harçlığını çıkarmak için çalışan lise öğrencileri olduğunu çok geçmeden öğrendik. Böylelikle, hükümetin muhalif veya Kürt diye yüzlerce öğrenciye dair “terörist” ya da “örgüt üyesi” oldukları gerekçesiyle bazen bir poşuyu, bazense bir ders notunu delil göstererek uyguladığı tutuklama terö­rü bir katliamla da taçlanmış oldu.

Tutuklu Öğrencilerle Dayanışma İnisiyatifi’nin tuttuğu çetele geçti­ğimiz yıldan bu yana 600’ü aşkın öğrencinin tutuklu olduğunu gös­teriyor. Yeni yılın ilk günlerinde de hükümetin öğrencilere dönük saldırı­sı hız kesmiş değil. Bu yazı yazılırken İstanbul Üniversitesi’nde çoğu Kürt 23 öğrencinin okuldan yaka paça çıkarılıp gözaltına alındığını duyu­yoruz. Sorguları tamamlanınca kaç tanesi dışarı çıkabilecek ve eğitimine devam edecek bilemiyoruz. Zira katıldıkları basın açıklamaları, siyasal eylemlerine “terör” damgası vurarak tutuklanan öğrencilerin, alternatif bir cezalandırma yöntemi olarak uzun süren yargılama sürecinin mağduru olduklarının ve sonu belli olmayan yargılama süreçlerinde eğitim ve birçok temel haklarından mahrum bırakılarak gözden kaybedilmeye çalışıldığının farkındayız.

Hükümetin yapılan her türlü pro­testo eylemini “terör” olarak nite­lemesinin kendince pek çok sebebi var. Öncelikle Kürt halkının haklı mücadelesini okul sıralarından, çocuk akıllardan başlayarak silme çabası mevcut. İkinci olarak, eğitim politi­kalarının asimile etmeyi başaramadığı bu gençler üzerinde “başka tür yollar­la” bir tür sindirme ve bunu da “terör olayları” diyerek kamu nezdinde bir meşrulaştırma çabası olduğu çok açık. Zira tutuklanmayı gerektirecek bir delil olmadan, delil karartma kaçma şüphesi de olamayacağını, tutuklama­ların referandum sonrası başlayan bir sindirme operasyonu olduğunun ve daha da tamamlanmadığının farkın­dayız.

Öte yandan Kuzey Afrika ve Arap ülkelerinde yaşanan gençlik isyanla­rının devrimleri beraberinde getiren kıvılcımlar olduğunun hükümet de en az bizler kadar farkında. Hatta, Avrupa’daki kamu kesintileriyle gele­ceksizliğe itilen gençlik hareketinin yükselişini göz önünde bulundurur­sak, güvencesizlik ve esnek çalışmanın kural haline geldiği Türkiye için de yeni yılda ekonomik kriz çanlarının en çok da diplomalı genç işçiler ve yeni mezunlar için çalacağını söyle­mek herhalde abartı olmayacaktır. Özetle, AKP hükümetinin gerek büyük şehirlerdeki geleceksiz gençli­ğin, gerek Kürt illerindeki gençliğin dinamizmini tutuklama terörüyle bastırmaya çalışmasını rüzgâr gire­cek delikleri tıkamaya çalışması gibi okuyabiliriz.

Böylesi bir panoramada, tutuklanan tüm öğrencilerin derhal salınmasını istiyoruz. Bu tutuklama terörüne karşı arkadaşlarımızı dışarı çıkaracak gücü yaratamazsak, sıranın teker te­ker hepimize geleceğinden eminiz. Bu sebeple sesimizi duruşma salonlarına duyurmak için sokakta mücadelemizi vermemiz gerekiyor. Sıra hepimizde...

 

Bu yazarın son on yazısı